19 Ağu 2025

Karar & Gelecek

Geleceği Görmek Bir Tahmin Değil, Bir Tasarım Meselesi

19 Ağu 2025

Karar & Gelecek

Geleceği Görmek Bir Tahmin Değil, Bir Tasarım Meselesi

Dense evergreen forest under cloudy sky — symbolizing natural environment and climate focus
Dense evergreen forest under cloudy sky — symbolizing natural environment and climate focus
Dense evergreen forest under cloudy sky — symbolizing natural environment and climate focus

İnsanlar “forecast” kelimesini duyunca iki farklı duyguya gidiyor. Kimisi heyecanlanıyor: “Harika, geleceği göreceğiz.” Kimisi şüpheleniyor: “Kim geleceği bilebilir ki?” İkisi de haklı. Çünkü çoğu yerde forecasting, gerçekten de bir tür tahmin oyunu gibi sunuluyor. Birkaç varsayım, birkaç grafik, biraz da cesur cümle… Sonra da sanki gelecek “olacakmış” gibi konuşuluyor.

Ama sürdürülebilirlikte bu yaklaşım tehlikeli. Çünkü sürdürülebilirlik; niyetle değil, kararlarla ilerliyor. Ve kararlar, tahmine değil, tasarıma dayanmalı. Bu yazı tam olarak bunu anlatmak için: Geleceği görmek, bir “kehanet” değil. Bir “sistem kurma” işidir. Bir tasarım meselesidir.

Bunu fark ettiğim an, yine tanıdık bir sahnede oldu. Bir şirket, sürdürülebilirlik hedeflerini açıkladı. Dışarıdan bakınca etkileyiciydi: tarih verilmiş, hedef konmuş, oranlar yazılmış. Fakat içeride konuştuğumuzda şu cümle geldi: “Bunları koyduk, ama nasıl olacak bilmiyoruz.” Bu cümle kötü bir cümle değil; dürüst bir cümle. Ve dürüstlük, aslında en iyi başlangıçtır. Çünkü gerçek şu: Hedef koymak kolay. Hedefe giden yolu kurmak zor.

Sürdürülebilirlik dünyasında sık görülen bir yanılgı var: gelecek, bir planın sonucu sanılıyor. Oysa gelecek, çoğu zaman bir sistemin sonucudur. Eğer sistem kurmazsan, plan bir poster olarak kalır. Eğer sistem kurarsan, plan bir rota olur. Bir şirketin sürdürülebilirlik hedeflerine yaklaşması için “daha çok istemesi” değil, “daha iyi tasarlaması” gerekir.

“Tasarım” derken yalnızca ürün tasarımından bahsetmiyorum. Kurumsal tasarım. İş akışı tasarımı. Ölçüm tasarımı. Karar tasarımı. Kısacası: sebep–sonuç ilişkisini görünür kılan her şeyin tasarımı. Çünkü sürdürülebilirlikte en büyük problem şu: şirketler bir şey yapıyor ama etkisini göremiyor. Etkiyi göremeyince de ya vazgeçiyor ya da yanlış yerde ısrar ediyor.

Bu yüzden forecasting bize göre “geleceği tahmin etmek” değil, “etkiyi modellemek.” Yani “şunu yaparsam ne olur?” sorusunu cevaplayabilmek. Bu soru, sürdürülebilirliği raporlamadan yönetmeye geçiren sorudur. Çünkü raporlama, “ne oldu?” diye sorar. Yönetim ise “ne olacak?” diye sorar. Şirketlerin bugün ihtiyacı olan da bu.

Ama “ne olacak?” sorusu, boşlukta cevaplanamaz. Öngörü, bağlam ister. Şirketin kim olduğunu bilmeden, şirketin geleceğini konuşmak gürültü üretir. İşte bu yüzden iSustain’te forecast yaklaşımını “dijital ikiz”in üzerine kurduk. Önce şirketin sürdürülebilirlik profilini oluşturuyoruz: sektör, ölçek, operasyonel yoğunluk, tedarik zinciri yapısı, süreç olgunluğu, risk alanları… Sonra bu profil, SusIndex dünyasında bir konum kazanıyor. Şirket, benzerleriyle aynı haritaya yerleşiyor. Ve işte o zaman forecasting anlamlı hale geliyor. Çünkü artık “boş bir tahmin” değil, bir model var.

Bu modelin en önemli tarafı şu: sadece teorik değildir. Teori, sürdürülebilirlik dünyasında çok var. Ama şirketlerin sorusu teori değil; pratik. “Gerçek hayatta ne işe yarar?” Bizim de en çok önem verdiğimiz şey bu. Forecasting, “şöyle olmalı” diyen bir ses değil; “şöyle yaptığında genelde şöyle olur” diyebilen bir sistem olmalı. Yani geçmişte yaşanmış gerçek etkilerden öğrenen, benzer şirketlerin gerçek sonuçlarıyla hizalanan bir yapı.

Burada küçük bir gerçek var: Şirketler, sürdürülebilirlikte çoğu zaman yanlış soruyu soruyor. “Bu hedefi koyarsak iyi görünür mü?” diye soruyorlar. Oysa doğru soru şu: “Bu hedefe ulaşmak için hangi 3 karar şart?” Çünkü sürdürülebilirlik, yüzlerce küçük niyetle değil, birkaç büyük kaldıraçla değişiyor. Energy mix, tedarik stratejisi, üretim verimliliği, lojistik, ürün tasarımı… Hangisi sizin için kaldıraç? Bu, her şirket için farklı. İşte forecasting, bu farklılığı görünür kılar.

Geleceği görmek dediğimiz şey aslında bir “senaryo disiplini.” “Eğer A yaparsam B olur mu?” “B olursa C’yi etkiler mi?” “C değişirse skor nasıl etkilenir?” Bu bir domino zinciri. Şirketler bu zinciri göremezse, sürdürülebilirlik kararları sezgiyle alınır. Sezgi kötü değildir, ama sürdürülebilirlik gibi maliyet ve risk barındıran bir alanda tek başına yeterli değildir.

Bu nedenle iSustain’te forecasting’i bir “grafik” olarak değil, bir “konuşma” olarak düşündük. Çünkü şirketler sadece sonucu görmek istemez; nedeni de duymak ister. Yapay zekâ asistanımız burada devreye giriyor: “Bu aksiyon neden önemli?” “Bu aksiyonun etkisi neden bu kadar yüksek?” “Bu hedef için en hızlı yol neden buradan geçiyor?” İyi bir forecast, sadece sayıları değil, mantığı da taşır. Mantık yoksa, şirket sahiplenmez. Sahiplenme yoksa, değişim olmaz.

Geleceği tasarlamak için bir şey daha gerekir: geri bildirim döngüsü. Yani yaptığını ölçmek, ölçtüğünü görmek, gördüğüne göre yeniden ayarlamak. Bu, sürdürülebilirliğin gerçek ritmidir. Bir kez hedef koyup “tamam” demek, eski dünyanın alışkanlığı. Yeni dünyada şirketler hedeflerini yaşayan sistemlere dönüştürüyor. Çünkü dünya değişiyor, regülasyonlar değişiyor, tedarik zinciri değişiyor, enerji fiyatı değişiyor, müşteri beklentisi değişiyor. Sürdürülebilirlik sistemi değişemezse, hedefler geride kalır.

Bu noktada çoğu şirketin aklındaki endişeyi de anlıyorum: “Forecast doğru çıkar mı?” Bu soru, aslında yanlış bir beklenti kuruyor. Çünkü geleceği yüzde yüz doğrulukla bilmek, zaten mümkün değil. Ama doğru soru şu: “Forecast bizi daha iyi karar almaya yaklaştırıyor mu?” Eğer sizi daha iyi sorular sormaya, daha iyi önceliklendirmeye ve daha hızlı öğrenmeye götürüyorsa, forecasting görevini yapıyordur. Yani forecasting’in amacı “doğru çıkmak” değil, “doğru yönetmek.”

Ve bu bizi tekrar tasarım fikrine getiriyor. Gelecek, bir anda gelmiyor. Gelecek, şirketin bugün aldığı kararların birikimiyle oluşuyor. Bu yüzden sürdürülebilirlikte en kıymetli beceri, kararları tasarlamaktır. Neyi ölçeceğini tasarlamak. Hangi aksiyona kaynak ayıracağını tasarlamak. Hangi tedarikçiyle çalışacağını tasarlamak. Hangi yatırımı öne çekeceğini tasarlamak. Tasarım burada bir estetik değil; bir strateji.

Geleceği görmek bir tahmin değil, bir tasarım meselesi dediğimizde, aslında şunu söylüyoruz: Sürdürülebilirlik “rapor hazırlama” işi değildir. Sürdürülebilirlik “yön verme” işidir. Ve yön, sadece geçmişi bilerek bulunmaz. Yön, geleceği kurarak bulunur.

Eğer bugün sürdürülebilirlik hedeflerin var ama yolun yoksa, yalnız değilsin. Çoğu şirket aynı yerde. İyi haber şu: Bu bir kader değil. Bu bir tasarım problemi. Ve tasarım problemleri çözülebilir.

İşte iSustain’in en sevdiğimiz vaadi burada: Biz geleceği söylemiyoruz. Biz geleceği kurmanı sağlıyoruz. Çünkü doğru sistem kurulduğunda, gelecek daha az sürpriz olur. Daha çok yönetilebilir hale gelir.

Ve o noktada sürdürülebilirlik bir yük olmaktan çıkar. Bir avantaja dönüşür. Çünkü geleceği görmeye başlayan şirketler, sadece uyum sağlamaz. Oyunu tasarlar.