15 Tem 2025

ESG & Skorlama

Tek Bir Sayı, Yüzlerce Sayfadan Daha Fazlasını Söyleyebilir mi?

15 Tem 2025

ESG & Skorlama

Tek Bir Sayı, Yüzlerce Sayfadan Daha Fazlasını Söyleyebilir mi?

Lush green mountain valley representing nature and sustainability — blog cover for ESG reporting strategies
Lush green mountain valley representing nature and sustainability — blog cover for ESG reporting strategies
Lush green mountain valley representing nature and sustainability — blog cover for ESG reporting strategies

Bu soruyu ilk kez yüksek sesle sorduğumda, odadaki hava biraz değişmişti. Çünkü “tek bir sayı” fikri, iki ucu keskin bir bıçak gibi. Bir yandan çekici: sade, hızlı, anlaşılır. Öte yandan itici: “Bu kadar karmaşık bir şeyi tek sayıya indirgersen, gerçeği kaybetmez misin?” Sürdürülebilirlik gibi katmanlı bir konuda bu soru daha da hassas. Emisyon var, enerji var, tedarik zinciri var, insan hakları var, etik var, uyum var… Ve bunların hepsi şirketten şirkete değişiyor. Böyle bir dünyada tek bir sayı gerçekten bir şey söyleyebilir mi?

Şunu net söyleyerek başlayayım: kötü bir sayı, hiçbir şey söylemez. Hatta zarar verir. Çünkü yanlış güven üretir ya da gereksiz panik yaratır. Ama doğru tasarlanmış bir sayı… yüzlerce sayfanın yapamadığını yapabilir: insanları aynı anda aynı resme baktırır. Çünkü kurumlarda asıl problem, “bilgi yokluğu” değil; ortak resmin yokluğu. Herkesin bildiği farklı bir şey var. Kimse “aynı şeyi” bilmiyor.

Raporlar bu yüzden büyüyor. Herkes kendi bölümünü ekliyor, her metrik bir sayfa daha alıyor, her risk bir dipnot daha yaratıyor. Sonuçta ortaya iyi niyetli ama ağır bir yük çıkıyor. O yükün altında, karar alma kası zayıflıyor. Çünkü karar almak için bir şey gerekir: netlik. Netlik ise çoğu zaman sayfayla değil, odakla gelir.

Tek bir sayı, bir şirket için “odak” olabilir mi? Olabilir. Eğer o sayı üç şeyi aynı anda yapabiliyorsa: durumu göstermek, sebebi açıklamak, ilerleme yolunu işaret etmek. Aksi halde o sayı, sadece bir etiket olur. Bizim SusIndex yaklaşımımızı tasarlarken sürekli bu sınırı düşündük: basitliğin gücü ile basitliğin tehlikesi arasındaki çizgi.

Bu yazıda sana tek bir sayının neden bu kadar güçlü olabileceğini ve doğru kurgulanırsa neden “yüzlerce sayfadan daha fazlasını” söyleyebileceğini anlatmak istiyorum. Çünkü bazı şeyler gerçekten tek bir cümleyle anlaşılır. Bazı şeyler ise yüz sayfa okusan bile netleşmez. Bu paradoksun sebebi, insan zihninin çalışma biçimi. İnsan, önce büyük resmi görmek ister. Detaya sonra iner. Büyük resim yoksa, detay birikimi anlam üretmez.

Sürdürülebilirlikte büyük resim genellikle kayboluyor. Çünkü konu çok geniş. Ve geniş konularda insanlar iki şeye sığınır: ya “tamamını” anlatmaya çalışır ya da “hiçbir şey” söylemez. İkisi de iyi sonuç vermez. O yüzden tek bir sayının sunduğu şey aslında şudur: bir başlangıç noktası. “Şu an buradayız.” Bu cümle, bir şirketin sürdürülebilirlik yolculuğunda altın değerindedir.

Ama bir sayı, nasıl “dürüst” kalır? İşte kritik nokta burada. Dürüst bir skor, tek başına duran bir skor değildir. Arkasında bir yapı taşır. Tıpkı bir nabız ölçümü gibi. Nabız sayıdır, ama doktor sadece sayıya bakıp karar vermez; sayının bağlamına bakar: dinlenme mi, koşu mu, stres mi? Sürdürülebilirlik skoru da böyle olmalı. Şirketin sektörü, ölçeği, operasyonu, büyüme hızı, tedarik zinciri yapısı… yani dijital ikizin taşıdığı bağlamla birlikte okunmalı.

Bu yüzden “her şirket için aynı skor” yaklaşımı bizi hiç ikna etmedi. Skor, şirketi tanımadan üretilirse, şirketi değil; şablonu ölçer. Oysa iSustain’te dijital ikiz yaklaşımıyla önce şirketin bağlamını kurup sonra skoru oturtmayı seçtik. Çünkü doğru skor, “eşitlik” değil “adalet” ister. Herkesi aynı sorularla ölçmek, adil değil. Herkesi kendi gerçekliği içinde değerlendirmek adil.

Peki tek bir sayı, yüzlerce sayfadan nasıl daha fazla şey söyleyebilir? Çünkü sayı, insanları harekete geçirir. Sürdürülebilirlikte en sık gördüğüm cümle şu: “Bunu sonra yaparız.” O “sonra”, raporların doğal yan etkisi. Çünkü raporlar “bugünü” anlatır, ama “yarını” zorlar. Skor ise bir kıvılcım yaratır: yükseltmek istersin. İnsan doğası bu. Bir şeyi ölçtüğünde, onu iyileştirmeye başlarsın. Ölçmediğinde, niyet olarak kalır.

Findeks benzetmesi bu yüzden güçlü. Findeks tek sayıdır ama aslında tek şey değildir. O sayı, bir banka için risk göstergesidir. Bir birey için güven göstergesidir. Bir şirket için bir kapıdır. İnsanlar o sayıyı görünce “neden?” diye sorar. Sonra detay açılır. “Ne yaparsam yükselir?” diye sorar. Sonra aksiyon çıkar. Skor, burada bir “konuşma başlatır”. En kıymetli tarafı budur: konuşma.

Sürdürülebilirlik skorunun da aynı şeyi yapması gerekir: konuşma başlatmak. Şirket içinde konuşma. Yönetimle konuşma. Finansla konuşma. Satın almayla konuşma. Hatta yatırımcıyla konuşma. Çünkü yatırımcılar artık raporların varlığından çok, şirketin sürdürülebilirliği ne kadar yönettiğine bakıyor. “Rapor hazırlayabiliyor musun?” değil, “bu işi yönetebiliyor musun?” diye soruyor. Yönetmek ise ölçmek, kıyaslamak ve ilerletmek demek.

Kıyaslama konusu burada önemli. Raporlar genellikle “biz ne yaptık” der, ama “benzerler ne yapıyor” kısmı zayıf kalır. Oysa şirketler boşlukta yaşamaz. Sektörün bir standardı vardır, yatırımcının beklentisi vardır, tedarik zincirinin baskısı vardır. Skor, bu kıyaslama dilini kolaylaştırır. “Biz sektörümüze göre nerede duruyoruz?” sorusu, bir raporda kaybolur. Bir skorda ise netleşir.

Ama bu kez de şu itiraz gelir: “Kıyaslamayı kim belirliyor?” İşte bu noktada sayıyı savunmak değil, sayıyı tasarlamak önemlidir. Bizim yaklaşımımızda skor, şirketin SusIndex dünyasında doğru konumlandırılmasıyla başlar. Şirketin profili; sektör, ölçek, operasyonel yoğunluk, tedarik zinciri yapısı gibi parametrelerle netleşir. Sonra skor, bu profile göre anlam kazanır. Yani aynı skor, farklı şirketlerde farklı şekilde yorumlanmaz; farklı şirketlerde doğru şekilde yorumlanır.

Skorun asıl değeri, aksiyona dönüşebildiği yerde ortaya çıkar. Eğer skor sadece “puan” olarak kalırsa, güzeldir ama işe yaramaz. Bizim için skorun işi, bir şeyleri “göstermek” değil, bir şeyleri “değiştirmektir.” Bu yüzden skorun yanında her zaman üç şey olmalı: hangi alanlar yükseltiyor, hangi alanlar düşürüyor, hangi adımlar en hızlı etki eder. Yani skor, tek başına değil; bir yol haritasıyla birlikte yaşamalı.

Ve burada “forecast” devreye giriyor. Çünkü sürdürülebilirlikte en güçlü soru şu: “Bu adımı atarsak ne olur?” Şirketler bunu bilmek ister. Sadece bugünü görmek yetmez. Bugün, zaten geçti. Şirketlerin ihtiyacı yarını yönetmektir. Eğer skor, kararların etkisini öngörebiliyorsa, o zaman şirket gerçekten sürdürülebilirliği yönetmeye başlar. İşte o an, raporların yapamadığını yaparsın: sürdürülebilirliği bir operasyon disiplinine dönüştürürsün.

Tek bir sayı, yüzlerce sayfadan daha fazlasını söyleyebilir mi? Evet, eğer o sayı bir kapıysa. Kapıyı açtığında; bağlamı görüyorsan, nedenini anlıyorsan, aksiyonu seçebiliyorsan ve geleceği öngörebiliyorsan… o sayı artık bir sayı değildir. Bir sistemin dili olur.

Belki de mesele şu: Biz sayıları sevmiyoruz çünkü sayılar soğuk geliyor. Oysa doğru sayı, insanı soğutmaz; insana yön verir. Sürdürülebilirlikte yön, her şeydir. Çünkü yön yoksa, en iyi niyet bile yorulur.

Bu yüzden iSustain’te SusIndex’i bir “puan” olarak değil, bir “kuzey yıldızı” gibi düşündük. Nereye gittiğini bilmeyen bir şirkete, yüz sayfa da versen fark etmez. Ama bir yön verirsen, bir sayı bile yeter.

Ve bazen, gerçekten de tek bir sayı, yüzlerce sayfadan daha fazlasını söyler. Çünkü sayfalar anlatır. Sayı ise harekete geçirir.